Son yazılar dünyanın seçimleriyle ilgiliydi; devam edeyim.
Korkuyu Yenen Her Şeyi Yener

İsrail, Brezilya ve Sırbistan kadar keyif vermediyse de oradan da yükselen bir umut ve hepsinde herkes için dersler var. Umarım ABD’nin derslerini keyifle alırız.
Kendisini ve ülkesini dünyanın en “nefret edileni” haline getirmiş Netanyahu, seçimden birinci çıktı! Sanırım bunu onun dışarıdan nasıl görüldüğüyle içeride nasıl gördüğü arasındaki farkla açıklamak mümkün.
Bize eli kanlı bir katil ve soykırımcı olarak görülen, içeride son birkaç yılda İsrail’in belli başlı düşmanlarının belini kırmış biri olarak görülebiliyor. Artık ne Hamas ne Hizbullah ne Suriye ne de İran ve vekil güçleri eskisi gibi!
Nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı Gazze ve Batı Şeria’yı ilhaktan, yüzde 60’tan fazlası da Güney Lübnan’da ve Suriye’de sürekli asker bulundurmaktan yana bir İsrail’de Netanyahu’nun aldığı destek çok da anlaşılmaz değil.
İsrail’in muhalif sol gazetesi Haaretz’de bile Netanyahu karşıtı bloka Filistinli vatandaşların oylarını görmezden gelmenin “kendi ayaklarına sıkmak” olacağını söyleyen analizlerin altına şöyle okur yorumları yapılıyor: “İsraillilerin yüzde 80’i (yani İsrailli Siyonistlerin yüzde 100’ü) İsrailli Araplarla bir koalisyon kurulmasını istemiyor. İsrailli Arap partileriyle işbirliği yapabileceğinin sinyalini verecek herhangi bir İsrailli Siyonist parti siyasi intihar etmiş olurdu. İsrail böyleydi, böyle ve böyle olmaya devam edecek.”
İsrail siyasetinin en önemli tarihsel aktörü, 1948’de devletin kuruluşundan 1977’ye kadar ülke siyasetine damgasını vuran İşçi Partisi’nin bugün esamesi okunmuyor. Bu gerilemede sürekli korkunun ve güvenlik kaygılarının hâkim kılındığı bir toplumsal dokunun, bunu da savaş ve militarizmle aşmaya çalışan siyasetin payı büyük.
Ne yazık ki dünya da benzer bir eğilimin pençesinde çırpınıyor! IV. yüzyıldan kalma Roma atasözü “Si vis pacem, para bellum” (Barış istiyorsanız, savaşa hazırlanın) hâlâ devletlerin temel güvenlik mottosu. Roma İmparatorluğu’nun savaşa hazırlanmaya olan takıntısı yüzünden başarısız olduğu, ekonomisini tükettiği, sürekli düşmanlar yaratıp aşırı genişleyerek savunmasız hâle geldiği göz ardı edilerek aynı sona doğru ilerleniyor.
Alın işte Trump’ın ABD’si!
İsrail’e dönersek, Netanyahu ve karşıtları arasında bir kilitlenmeyle sonuçlanan, Filistinli Arap partilerini de görülmedik bir başarıyla 19 sandalyeye ulaştırarak bu kilidi açabilecek noktaya taşıyan seçimler, İsrailli Arapların korkularını yendiklerinde neler başarabileceklerini kanıtladı.
Netanyahu, Yahudi seçmenleri endişelerini besleyip korkutarak sandığa çağırırken, Filistinli vatandaşları ve partilerini de İsrail’i yok etmeye azmetmiş odaklar olarak hedef gösterdi. Onları sandıktan uzak tutmak için her yola başvurdu. Gözaltılar, Arap mahallelerindeki sandıklarda seçmenleri korkutmaya çalışan genç Yahudi yerleşimcilerin şiddeti vardı. Bazı sandıklarda Arapça oy pusulaları gizemli bir şekilde tükendi ve bunların yeniden temin edilmesine izin verilmedi.
Sistem içindeki etkisiz varlıklarıyla şimdiye kadar daha çok “apartheid” argümanlarının çürütülmesi ve İsrail’in demokrasi olduğunu savunmak için araçsallaştırılan Filistinli vatandaşlar, korkuya pabuç bırakmayıp tüm o varsayımlara meydan okuyan bir siyasal güce ulaşınca seçim hilesi, rüşvet ve gözdağı yoluyla “seçimleri çalmakla” suçlanıyorlar.
İsrail için asıl değişim Yahudiler de korkularını yendiklerinde gerçekleşecek. Demokratlar Partisi Lideri Yair Golan’ın dediği gibi: “Korkmayı bırakmazsak burada bir geleceğimiz yok. Irkçılığa son vermezsek burada bir geleceğimiz yok. Netanyahu’nun Yahudi ve Arap oyları arasında yaptığı ırkçı ayrımı artık kabul edemeyiz… Arap vatandaşların oylarını silmeye çalışan herkes Netanyahu’ya teslim oluyor ve İsrail’den vazgeçiyor.”
Korkuyu yenmek! Her başarının ilk adımı işte bu!




