Ahım şahım bir durumu olmaz Türkiye’de ücretlilerin. Ama fakir de değillerdir.
Neden Fakir Değiliz?

Neden diye düşünürüm.
Köy ile kentin bağı, hane içi üretim, toplumsal bağlar falan bu meseleye dair bildiğimiz ve kayboluşuna hayıflandığımız şeyler.
Ama ben dikkatlerden kaçan bir yerden; fakir olmamamız ile kamusal sağlık hizmeti arasındaki ilişkiye vurgu yapmak istiyorum.
Hastanelere girip çıkıyoruz. Yüz milyonlarca randevu alındığı bilgisi var. Ameliyathaneler sürekli dolu. Makinelerde devamlı sıra var. Doktorların başı hep kalabalık.
Buna karşın cebimizden münferiden çıkan hiçbir şey yok. Ben bu sayede hala dayanabildiğimizi değerlendiriyorum.
Kalitesi bir yana eğer topluma sunulan karşılıksız sağlık hizmeti imkânımız olmasa bugün bu ülkedeki ailelerin çok büyük bir bölümü fakirlikten kıvranırdı.
Sağlık sisteminin bizdeki kadar yeterli ve ücretsiz olmadığı gelişmiş ekonomilerde sağlık poliçesine cebinizden yüklü para veriyorsunuz. Üstelik kritik bir hastalık çıkınca da yolda kalıp kalmayacağınız belli değil.
Öyle durumlar oluşuyor ki giderayak miras bırakacak hiçbir şeyiniz kalmayıncaya kadar ödemeler yapıyorsunuz.
Çalışıp biriktirdiklerinizin hepsini alıyorlar tedavinizi tamamlamak için ve ancak ondan sonra gassala teslim ediliyorsunuz. İyileşirseniz ne ala… Refahınız kaybolmuş ama sağsınız…
Biz de millet bazen yıllar boyu en ağır ameliyatları oluyor da hala varislerine miras kalıyor.
Devletin eğilimi mümkün mertebe ilaçları ve işlemleri karşılamak yönünde. Gereksiz meşgul edilmemekten başka istediği bir şey yok.
Ameliyatların, tedavilerin faturasını bilmiyoruz. Bir tek bakanlık bütçesinden haberdarız. 2026 yılı bütçesine göre kişi başı 17 bin lira kadar maliyeti var bakanlığın.
Acaba diyorum aldığınız tedavinin bedeli şudur ama devlet tahsilat yapmamıştır gibi isteyenler için bilgilendirme olsa ne görürüz. Milyon milyon faturalarımız mı çıkar?
Sağlık hizmeti bizi müreffeh yapıyor. Daha az fakirsek bu sayede.
Bir de refahımızdan çalan konular var tabi; Merkez Bankasının ekonomi politikası becerisi gibi. Fazladan faize katlanıyor memleket. Bugünün hataları önceki dönemle örtbas ediliyor.
Merkez Bankası faizi neden hakkınca indiremiyor?
Merkez Bankası son toplantısında politika faizini reel faiz marjından 100 baz puancık feragatte bulunur gibi yapıp indirdi. Hakikaten yazılan metin feragat hissi vermeyi amaçlamış gibi… Oysa reel faiz marjı da daralmayacak.
Peki, daha fazla indiremez miydi?
Hayır indiremezdi. Bu koşullarda ve bu anlayışla indiremezdi.
Çünkü fon krizinin etkilerini görüyor ve ne yazık ki faizi indirirse kurun çıkacağını zannediyor.
Eğer faizi indirince kurun çıkacağını düşünüyorsanız indirmeyin zaten. Hakikaten kur çıkar, dolarize ettiğiniz bilanço pasifleri patlar, ülke sıkıntıya girer.
Kredi koşulları aşırı sıkı… Şimdi bir de fon krizi nedeniyle Türkiye likidite sıkışması yaşıyor.
Bu koşullarda faizin kaç olduğu önemini yitirir zaten. Ama faiz sebep kur sonuç diye meseleye yaklaşırsanız faize herkesin ekstra anlam yüklemesini sağlarsınız.
Zaten o yüzden tabelada faiz indiği halde piyasada çıkıyor.
Merkez Bankası hakkınca faiz indirimini taşıyacak güven ve bilanço zemini üretemiyor.
Neyse ki ortodoksinin istediği oluyor. Fonlarla başlayan kriz derinleşiyor. Ekonominin bir bölümü siliniyor. Ortodoksinin istediği diyorum çünkü yaklaşımı böyledir, denge kurmak için bir krize ihtiyaç duyar. Talebi soğutmayı bilançoları tutuşturarak yapar. Ekonominin daha kötü olamayacağına herkes ikna olduğunda teslim alır, sistemin bir sonraki krize kadar yeniden çalışmasını dayatır.
Şimdi, bir ekonomik kriz altın tepside önüne geldi. Ama sıkıntı şu ki Merkez Bankası bu krizi doğru ele alıp denge kuracak bir kapasite gösteremiyor.
Üstelik tam dengeleneceğimiz zamandayız. Tam tercihlerimizi geleceğe dönük yapacak andayız. Fakat iktisaden iradesizlik ve reform anlamında atalet içindeyiz.
Ekonomi yokmuş gibi yaparak ekonomiyi yönetemeyiz.
Başlıklar :


