Türkiye’ye uzaktan bakan siyaset bilimciler için tahlil yapmak son derece kolay… Liderinin bile kendi siyasal icraatı için on beş yıl ömür biçtiği parti, çeyrek yüzyıla uzanan yönetimiyle çok fazla yıpranmış durumda… Ekonomisi her geçen gün dibe doğru iniyor. Halk desteğini önemli ölçüde yitirmiş… Demokrasi konusunda ise tam anlamıyla sınıfta kalmış. Geniş özgürlük vaatleriyle geldiğini katiyen hatırlamayan, siyasi rakiplerini artık “düşman” olarak gören iktidarın elinde bir tek “sopa” kalmışsa o ülkeyi daha fazla yönetmesi mümkün olamaz!
Yaşasın Cumhuriyet!

Bu tespitleri yapanların dile getirmeyip –zaten olması gerekir- diye düşündükleri şeylerin başında “siyasi ahlak” geliyor. Siyasetçiler için tedavülde olması şart olan “ayıp” kelimesinin varlığı veya yokluğu da önemli tabii…
Bir ülkede yukarıdaki kavramlar yok edilmişse o zaman klasik demokrasi, iktidar, muhalefet üzerinden yapılacak tahlillerin hiçbir değeri olamaz.
∗∗∗
Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılını kutladığımız bugün (29 Ekim 1923) ülkemiz demokrasinin bir hayli uzağına savrulmuş durumda bulunuyor.
AKP’nin tam anlamıyla demokrasiye ihanet ettiğini söylemek “cesaret” işi haline geldi. Oysa bu olağan bir eleştiri… 2003 yılının 14 Şubat günü İstanbul caddelerinin büyük ilan panolarında şu mesaj yer alıyordu:
“SEVGİLİLER GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDERİM. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.”
O tarihte iktidar olmuş AKP’nin parlamento dışında kalmış lideriydi. Daha sonra başbakan olunca “kızlar erkekler bir arada” diyerek öğrenci yurtlarına ahlaki savaş açacaktı.
Daha sonra yapacağı icraatları yanında bu türden minik (!) defoların hiçbir önemi de kalmayacaktı.
Bugün cezaevlerinde yatacak yer yok. BirGün’ün değerli muhabiri İsmail Arı Sincan Cezaevinde 28 kişilik koğuşta 68 tutuklu ile birlikte kalıyor. Ancak yerde yatabiliyor! Bu zulmü yapanlar mağduriyet edebiyatında Nobel alacak gözü yaşlı metinler yazabiliyorlar:
“Bizim Reis çok çile çekti çoook!”
“Öyle mi?”
“Evet evet hiç sorma…”
“Ne kadar yattı?”
“Pınarhisar Cezaevi’nde tam 119 gün yattı!”
Selahattin Demirtaş 3 bin 646 gün, Osman Kavala 3 bin 284 gün, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu 585 gün, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler 602 gün, TELE-1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ 367 gün, İzmir’in son CHP’li belediye başkanı Tunç Soyer 303 gündür tutsaklar!
Bunları yazarak çeyrek yüzyıla adaletsizlik damgasını vuran iktidarın etkileneceğini umanlardan değilim. Sadece hafıza tazelemek ve içeride 12 metrekarede yıllarını geçirenlerin her an aklımızda ve kalbimizde olduklarının bilinmesini diliyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılını kutladığımız bugün, büyük Atatürk’ün ifadesiyle “manzarayı umumiye” o yıllardan parlak değil. Ama o yıllarda -nasıl olduğu bilinmeyen- bir şeyin değerini çok iyi öğrenmenin avantajına sahibiz. Cumhuriyet’i yaşamış onlarca kuşak bir aradayız. Ona sahip çıkmanın özgürlük mücadelesi olduğunun da bilinciyle haykırıyoruz:

