Hayvanlara takılan sensörler, deniz yaşamı üzerindeki insan etkisini izlemek ve azaltmak için değerli veriler topluyor. Kobe Üniversitesi'nin derleme makalesi, çeşitli kaynaklardan gelen verilerin entegrasyonunun önemini vurguluyor ve açık erişim ile paylaşılan standartlara dayalı bir "hayvanlar internetini" savunuyor.
İnsanlık, balıkçılıktan kirliliğe, tekne gürültüsünden inşaat ve madenciliğe kadar geniş bir yelpazedeki faaliyetlerle deniz yaşamını etkiliyor. Sürdürülebilir bir yaşam için, faaliyetlerimizin deniz canlıları üzerindeki etkisini izlemeli ve bu verileri etkili politikalar geliştirmek için kullanmamız gerekiyor. Kobe Üniversitesi hayvan ekolojisti Iwata Takashi şunları aktarıyor:
Araştırma gemileri, sürüklenen şamandıralar ve uydulardan elde edilen oşinografik veri zenginliği var. Ancak teknolojik ve ekonomik kısıtlamalar nedeniyle gözlem boşlukları mevcut. Deniz buzunun altı veya sert hava koşulları gibi insanların erişemediği alanlar da var.
Buna ek olarak, farklı faktörlerin bireysel hayvanlar üzerindeki etkisini anlamak genellikle zor olduğundan buna odaklanan politikaların geliştirilmesi de oldukça zor. İnsanın hayvanlar üzerindeki etkilerini öğrenmenin en iyi yolu, verileri doğrudan hayvanlardan almaktır. Vahşi hayvanlara sensör, kamera veya diğer küçük cihazlar takma anlamına gelen biyolojik gözlem (İng: "biologging") yöntemi, geleneksel olarak bu canlıların davranış ve dağılımlarını incelemek için kullanılsa da son dönemlerde, hayvanların maruz kaldığı çevresel koşulları araştırmak için de kullanılmaya başlanmıştır.
Iwata, bu yöntemin hayvanlar üzerindeki etkisini en aza indirmek için şu kritik noktaya dikkat çekiyor:
Cihazların toplam ağırlığını, hayvanın vücut ağırlığının %3'ünün altında tutuyoruz. Büyük türlerde bu oran %1'e kadar düşüyor. Ayrıca, araştırma ekiplerimizin büyük bir kısmı da daha küçük ve hafif cihazlar geliştirmek için yoğun çaba gösteriyor.
Iwata ve ekibi, Water Biology and Security dergisinde bu tür verilerin şimdiye kadar ne gibi bilgiler sağladığını açıklayan ve biyolojik gözlemin mevcut durumunu özetleyen bir inceleme yayınladılar. Bu sayede tayfun tahminleri daha doğru hale geldi, kaplumbağa türlerinin plastik atıklara verdikleri tepkide farklar ortaya çıktı, yasa dışı balıkçılık gün yüzüne çıkarıldı ve açık deniz rüzgar çiftlikleri kuş dostu hale geldi. Iwata bu konu hakkında şunları söylüyor:
Bu derleme, biyolojik gözlemin tek başına yeterli olmasa da mevcut bilgi boşluklarını doldurduğunu gösterdi. Dünya gözlem uydularından ve diğer kaynaklardan elde edilen geniş alan çevresel bilgilerden farklı olan yeni bir veri türü sağlıyor. Bu sayede, geniş bir yelpazedeki çevresel sorunları ele almayı mümkün kılıyor.
Iwata ve diğer ortak yazarlar makalelerinde şu cümlelere yer veriyor:
Biyolojik gözlemin tam potansiyeline ancak türler, bölgeler ve çevresel bağlamlar arasında veri entegrasyonunu sağlayacak küresel iş birliği ve veri paylaşımının artırılmasıyla ulaşılabilir. Bu hedef, geniş bir hayvan ve çevre yelpazesinden toplanan biyolojik gözlem verilerini ağ tabanlı bir sistemde birleştiren "hayvanlar interneti" kavramını temsil ediyor. Araştırmacılar, bu sistemin önündeki temel engellerin küresel veri erişilebilirliği ve farklı kayıt standartlarının uyumsuzluğu olduğunu belirtiyor. Çözüm için ise araştırmacılar ile veri toplama platformları arasında artırılmış iş birliği çağrısında bulunuyorlar. Iwata son olarak esas amacını şöyle ifade ediyor:
Bu makale sayesinde biyolojik gözlem verilerinin paylaşımını teşvik edebilirsek yalnızca bu alana daha fazla araştırmacı kazandırmakla kalmayacağız, aynı zamanda şimdiye kadar düşünemediğimiz yeni bakış açılarının da önünü açmış olacağız. Araştırmacılar sosyal uygulama konusunda uzman olmasalar da son yıllarda veri odaklı bir toplumda veri paylaşımı yoluyla çeşitli sorunların çözüldüğünü gördüm. Verinin gücünü topluma yeniden kazandıracak yolları düşünmek keyifli bir uğraş.





