BirGün
Haber akışına dön

Bir Seçimden Fazlası: Brezilya’da Örgütlü Halkın Zaferi

Bir Seçimden Fazlası: Brezilya’da Örgütlü Halkın Zaferi

Gencay Sözüdoğru

Brezilya’da Lula da Silva’nın 25 Ekim’deki başkanlık seçimlerinin ikinci turunda Bolsonaro’yu yenmesi, Fransa ve Sırbistan ile birlikte yeni bir umut dalgasına neden oldu. Brezilya’da kazanan yalnızca bir aday, bir parti veya seçim döneminde kurulmuş bir ittifak değil. Aynı zamanda on yıllara yayılan işçi mücadelelerinin, sendikalar ve topraksız köylü hareketinin, kent yoksullarının ve öğrenci hareketlerinin, kadınların, yerli halkların ve kilise tabanındaki ilerici toplulukların zaferidir.

Belki bu dinamiklerin hepsi aynı siyasi çizgide buluşmuyor, her zaman aynı hedeflere yönelmiyor ancak, Brezilya solunun toplumsal gücünü anlamak için bu tarihsel birikimi görmek gerekiyor.

BU PARTİ, BİR GREV DALGASININ İÇİNDEN DOĞDU

İşçi Partisi’nin (PT) ortaya çıkışı, Brezilya’nın yakın tarihindeki sınıf mücadelelerinden bağımsız düşünülemez. Parti hazır bir seçmen kitlesine seslenerek büyümedi. İnsanların kendi yaşam koşullarıni değiştirmek için yürüttükleri mücadelenin içinde doğdu ve onlarla birlikte gelişti.

1978-1980 arasında São Paulo’nun sanayi bölgelerinde metal işçilerinin gerçekleştirdiği grevler, ülkenin siyasal tarihini değiştiren gelişmelerden biriydi. Otomotiv sanayisinin kalbinde binlerce işçinin üretimi durdurması, yalnızca ücret artışı talep eden bir işçi eylemi değildi. Bu mücadeleler, askeri diktatörlüğün baskı düzenine karşı işçi sınıfının kendi örgütleriyle kamusal alana çıkmasının da ifadesiydi. Grevler, devlet baskısına, işten çıkarmalara ve sendikal faaliyetlere yönelik engellemelere rağmen sürdürüldü.

PT, 1980’de bu toplumsal hareketlilik içinden kuruldu. Partinin ayırt edici özelliği, yalnızca işçilerin haklarını savunan bir program benimsemesi değil, farklı toplumsal mücadelelerin siyasal temsilini ve örgütlü katılımını hedeflemesiydi. Bu nedenle PT’nin tarihini yalnızca seçimlerdeki başarıları üzerinden okumak, partiyi doğuran toplumsal zemini görmezden gelmektir. PT, en azından kuruluş döneminde, toplumsal hareketlerin yerine geçmekten çok, onların siyasal alanda etkili olabileceği bir araç olma iddiasını taşıyordu.

SENDİKALAR VE SINIFIN KOLEKTİF HAFIZASI

PT’nin toplumsal köklerini oluşturan ikinci büyük damar, sendikal harekettir.

Brezilya’da 1970’lerin sonundaki işçi grevleri, yalnızca ücret pazarlıklarını değil, sendikaların bağımsızlığı ve işçilerin siyasal yaşama katılımı meselesini de gündeme taşıdı. 1983’te kurulan Birleşik İşçiler Merkezî (CUT), bu mücadele geleneğinin en önemli örgütsel ürünlerinden biri oldu.

CUT ve onunla ilişkili sendikal çevreler, ücretler, çalışma koşulları, iş güvencesi ve sosyal hakların yanı sıra demokratikleşme mücadelesinde de önemli rol oynadı. Fabrikalarda ve işyerlerinde kurulan dayanışma ağları, işçilerin ortak hareket etme kapasitesini geliştirdi. Bu kapasite zamanla seçim kampanyalarına, kitlesel gösterilere ve daha geniş siyasal ittifaklara da yansıdı.

Bununla birlikte sendikaların ve PT’nin ilişkisi de tarih boyunca gerilimsiz olmadı. PT’nin devlet yönetimine gelmesiyle birlikte ücret politikaları, bütçe tercihleri ve çalışma hayatına ilişkin kararlar konusunda hükümetlerle sendikalar arasında anlaşmazlıklar yaşandı. PT’li yönetimlere karşı da grevler düzenlendi. Lula’nın ilk ikdidara geldiği 2003 yılında emeklilik reformu parti ile sendikaları daha başında karşı karşıya getirdi.

Bu durum kimi zaman sola dair bir dağınıklık olduğu kadar, örgütlü toplumun bağımsızlığının da göstergesi olarak gelisti. Örgütlü emekçilerin hükümetlerle kurduğu ilişkilerin koşulsuz bağlılığa dönüşmemesi devrimci bir muhalefet ve ilerici iktidara karşı bir eleştirel bir iliskiyi besledi.

FABRİKADAN MAHALLEYE: HALKIN ÖRGÜTLENDİĞİ BAŞKA ALANLAR

Brezilya’daki toplumsal mücadele yalnızca fabrikalar ve kırsal alanlarla sınırlı değildi.

Askeri diktatörlükten demokrasiye geçiş döneminde, ilerici Katolik çevrelerin öncülük ettiği temel kilise toplulukları, özellikle yoksul mahallelerde önemli bir örgütlenme alanı yarattı. Bu topluluklarda insanlar gündelik sorunlarını ortak biçimde tartışıyor, dayanışma ilişkileri kuruyor ve kamusal taleplerini ifade etmeyi öğreniyordu.

Bu deneyimler, işçi hareketi ve kırsal mücadelelerle farklı biçimlerde kesişti. Mahallelerdeki yoksulluk, barınma sorunu, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi meseleler, kişisel yetersizlikler olarak değil, toplumsal eşitsizliklerin sonuçları olarak ele alınmaya başladı.

Kentlerdeki barınma hareketleri de benzer bir işlev gördü. MTST olarak bilinen Topraksız Kent İşçileri Hareketi, konut sorununu piyasanın bireysel olarak çözmesi gereken bir mesele olmaktan çıkarıp barınma hakkı üzerinden tartışmaya açtı. Konut işgalleri, dayanışma ağları ve mahalle örgütlenmeleri, kent yoksullarının taleplerini görünür kıldı.

Öğrenci hareketleri, kadın örgütleri, siyahların eşitlik mücadelesi, yerli halkların toprak ve yaşam haklarını savunan hareketler ve çevre örgütleri de Brezilya solunun geniş toplumsal alanını oluşturdu. Bunların tamamı ortak sınıfsal konuma ya da siyasi programa sahip degil. Fakat örgütlenme deneyimleri, farklı kesimlerin kendi sorunlarını tanımlamasına ve daha geniş toplumsal mücadelelerle ilişki kurmasına olanak sağlıyor. Bu ağların önemi, seçim zamanı bir adayı desteklemekten ibaret olarak düşünülmemeli, asıl önemlisi insanların çalışma ve yaşam alanlarında kolektif bir güç yaratabilmeleridir.

ZAFERİN ARKASINDAKİ GÜÇ VE ÖNÜNDEKİ SINIRLAR

Lula Brezilya’da aşırı sağı kıl payı da olsa bir kez daha yendi. Fakat Bolsonarizmin toplumsal dayanakları varlığını sürdürüyor. Üstelik muhafazakâr güçlerin parlamentodaki ve eyalet yönetimlerindeki etkisi, Lula hükümetinin hareket alanını sınırlayabilir. Brezilya’nın ekonomik ve toplumsal sorunları da seçim sonucuyla ortadan kalkmış değil. Gelir eşitsizliği, güvencesiz çalışma, toprak mülkiyetinin yoğunlaşması ve kamu hizmetlerine erişimdeki farklılıklar, önümüzdeki dönemin temel mücadele başlıkları olmaya devam edecek. Brezilya seçimlerinin ardından sosyal medyada dolaşan görüntüler, meydanlardaki kalabalıklar ve gençlerin coşkusu elbette bu zaferin bir parçası. Ancak bu görüntülerin arkasında, çoğu zaman birkaç saniyelik bir videoya sığmayan bir tarih bulunuyor.

Fabrikalarda üretimi durduran işçilerin, toprak işgallerinde direnen köylülerin, barınma hakkı için mücadele eden kent yoksullarının, diktatörlüğe karşı örgütlenen demokratların ve kendi hakları için mücadele eden toplumsal hareketlerin tarihi.

Bu tarih, siyasetin yalnızca yukarıdan yönetilen bir temsil faaliyeti olmadığını gösteriyor. İnsanlar kendi örgütlerini kurduklarında, ortak çıkarlarını tanımladıklarında ve uzun süreli mücadeleler içinde birbirlerine bağlandıklarında, siyasetin sınırlarını da değiştirebiliyorlar. Siyasetin gerçek sınavı, milyonların bir gece boyunca aynı meydanda toplanması kadar, ertesi gün kendi mahallelerinde, işyerlerinde ve yaşam alanlarında mücadeleyi sürdürebilmesidir.

Brezilya’nın tarihi bize şunu hatırlatıyor: Bir lider halkın önünde yürüyebilir, bir parti halkın taleplerini siyasal alana taşıyabilir, bir dijital kampanya milyonlara ulaşabilir. Fakat toplumsal dönüşüm, ancak halk kendi örgütlü gücüyle tarihe müdahale edebildiğinde mümkün olur. Lula kazandı. Fakat bu zaferin gerçek anlamını belirleyecek olan, bir sonraki seçimde hangi videonun daha fazla izlendiği değil, bugün ve yarın kaç insanın birlikte mücadele etmeyi sürdüreceğidir.

Çünkü halkın tarihi, seçim gecelerinde yazılmaz. Seçim geceleri, yıllarca süren mücadelenin hangi kapıları aralayabildiğini gösterir. O kapılardan geçip geçemeyeceğimizi ise örgütlü halkın gücü belirler.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net