BirGün
Haber akışına dön

Sürekli Tetikte Olmak

Sürekli Tetikte Olmak

Doç. Dr. Tamer Yazar*

Sürekli kaygı ve tetikte olma modern insanı tanımlayan ruh ve davranış hali. Geleceğe dair belirsizlikler, en kötü senaryoları zihinde çevirip durma, telefon ekranını durmaksızın kontrol etme, en küçük belirtiyi ciddi bir hastalığın habercisi olarak yorumlama ve sürekli tehlike içinde olduğu hissi ile yaşama. Tüm bunlar “hipervijilans” olarak tanımlanan, kişinin çevresindeki olası tehditlere karşı aşırı duyarlı ve sürekli alarm halinde olması anlamına gelen durumun farklı yansımaları.

Tehlikeyi erken fark etmek hızlı tepki vermek önemli ve normal şartlarda hayatı kolaylaştıran bir mekanizma. Sorun günümüz insanının geçici değil kalıcı biçimde ortada bir sorun yokken dahi alarm halinde yaşıyor olması.

Nörobilim ve psikiyatri penceresinden bakıldığında hipervijilansın çağımızın önemli toplumsal ruh sağlığı sorunlarından biri olduğu söylenebilir.

Beyin, olası tehditleri hızlı farkedecek şekilde evrimleşmiştir ama tehlikeyi gözden kaçırmanın bedeli yüksek olduğu için, riskleri olduğundan büyük algılamaya eğilimlidir. Bu durum nörobilimde “negatiflik yanlılığı” olarak tanımlanır. Negatiflik yanlılığı, bireylerin olumsuz uyaranları ve tehdit içeren bilgileri olumlu ya da nötr uyaranlara kıyasla daha hızlı fark etme, daha yoğun işleme ve daha uzun süre hatırlama eğilimidir. Modern yaşamda ise bu mekanizma, tehdit algısının gerçek risk düzeyinin üzerinde algılanmasına ve kronik kaygının artmasına neden olmakta.

Sürekli stres altında ki bireylerde beynin tehdit algısının merkezi olarak kabul edilebilecek amigdalanın aktivitesinin arttığı, buna karşılık karar verme, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteksin etkinliğinin azaldığı gösterilmiş. Kronik strese bağlı kortizol ve diğer stres hormonlarının artması sonucu dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu gibi sorunlar ortaya çıkmakta bedensel yakınmalar artmakta. Baş/kas ağrıları, çarpıntılar, mide-bağırsak sorunları ve yorgunluk hissi çoğu zaman bu biyolojik sürecin sonuçları.

İnsanın ruhsal durumu yalnızca bireysel dünyası ile açıklanamaz. İçinde yaşanılan toplumsal koşullar ile doğrudan ilişkili bir durumdur. Ekonomik belirsizliker, güvencesizlik, kentleşme kültürü, yalnızlaşma ve geleceğe ilişkin umudun yitirilmesi bireysel kaygının kaynakları. Güven duygusu toplumsal yaşamın temel unsurlarından ve bugun yaşadığımız şey kollektif bir güvensizlik hissi.

İçinde yaşadığımız ekonomik ve kültürel düzen, bireyi sürekli daha fazla üretmeye, tüketmeye ve rekabet etmeye teşvik etmekte. Kapitalist sistemin temel dinamikleri arasında yer alan performans odaklılık, sürekli büyüme beklentisi ve tüketim kültürü, insanın kendisini durmaksızın değerlendirmesine ve yetersizlik hissi yaşamasına neden olmakta. Esnek çalışma modelleri, performans baskısı, sürekli erişilebilir olma beklentisi, dijital yaşam modern insanı rekabet ortamında yaşamaya zorlamakta.

Çalışma saatleri sona erdiğinde bile iş zihinle taşınmakta, dinlenme zamanı verimlilik baskısından kurtulamamakta.

Birey yalnızca iş yaşamında değil, sosyal ilişkilerinde, beden algısında ve yaşam tarzında da sürekli bir karşılaştırma ve yarış hali içinde. Bu durum, zihnin hiçbir zaman tam anlamıyla dinlenememesine ve tehdit algısının yalnızca fiziksel tehlikelere değil, başarısızlık, dışlanma ve geride kalma korkularına da yönelmesine yol açmakta. Hipervijilans, bireysel bir ruhsal belirti olmanın ötesinde, ekonomik ve kültürel düzenin ürettiği kronik bir varoluş biçimine dönüşmekte.

Akıllı telefonlar sayesinde dünyanın herhangi bir yerindeki savaş, afet, ekonomik kriz ya da bireysel trajedi saniyeler içinde milyonlarca insanın ekranına ulaşmakta. Çoğu zaman korku, öfke ve kaygı yaratan içerikler görünür hale gelmekte. Sosyal medya sürekli bir karşılaştırma kültürü üretmekte. Başkalarının başarıları, mutlulukları, seyahatleri ve yaşam tarzları gün boyunca takip edilmekta ve birey kendi yaşamını sorgulamakta.

Temel sorun tehlikenin kendisi olduğu kadar, tehlike ihtimaliyle sürekli birlikte yaşamak zorunda kalmamız. İnsan zihni kısa süreli alarm durumlarına uyum sağlayabiliyor. Ancak sürekli alarm halinde yaşamak ne biyolojik ne de psikolojik olarak sürdürülebilir bir durum. Birçok insanın tarif etmekte zorlandığı yorgunluk, huzursuzluk ve tükenmişlik hissinin arkasında hiç susmayan bu alarm sistemi bulunmakta.

Nöroloji Uzmanı*

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net